4 Eylül 2011 Pazar

FORUM, MSN VE MAHREMİYET

DİLLERİYLE EĞİP BÜKMEDEN HAKKI ANLATANLARA SELAM OLSUN.SELAM OLSUN ÖZÜYLE SÖZÜYLE MÜ'MİNCE TAVIR SERGİLEYENLERE....
KARDEŞLERİM ÖNCE ALINTI YAPTIĞIM HOŞUMA GİDEN YAZILARI AKTARACAK SONRADA NASİPSE BU OLAYA YAKLAŞIMIMIZI AKTARACAĞIZ...



Ey Peygamber Hanımları! Siz kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz.Eğer (ALLAH(c.c.)'tan) korkuyorsanız, (yabancı erkeklere karşı perde arkasında) sözü yumuşak söylemeyin ki kalbinde hastalık bulunan kimse kötü ümide kapılmasın.Güzel ve münasip sözler söyleyin."

Ayet-i kerime Peygamber Efendimizin üstün zevcelerine hitaben bütün ümmet kadınlarına üstün adabı hatırlatmaktadır, ezvac-ı tahirat,şeref ve iffette imamlar mesabesinde oldukları için muhatab olmuşlardır. Müslüman bir kadın,kelimeleri köşeletip,adeta erkeği kendine avcı kılacak derecede söyleşmemelidir.

Müslime bir kadının konuşma esnasında sesini inceltip muhatab olan erkeği tahrik etmemesi,sesini değiştirmeksizin tabi olan sesiyle konuşması,ve konuşurken de adaba aykırı lakırdı,laf atma gibi tavırlarda bulunmaması gerekir ki bu,onun iffetinin,mensup olduğu ailesinin şerefinin ta kendisidir.


İcab ettikçe kadın,ALLAH(c.c.) Azze ve Celle 'nin hoşuna gidebilecek tabii sesiyle konuşabilir,lakin konuşmakta tahrik edici olmaması,yani kalbinde HASTALIK olan yahud psikolojik olarak hemen mağlup olabilecek erkeklerin tahrikine sirayet edilmemesi için ma'ruf söz söylemesi mecburdur. Evet,bu ayet gayet açık.. Eğer bir bayan bir erkekle konuşmak istiyorsa, bu ayeti asla aklından çıkarmasın. Chat ortamında kişilerin yüz ifadesini görmek mümkün değildir, Bu bir..

kincisi,Karşınızdakiyle 'siz' diye hitabederek konuşsanız,ah ne kadar kibar'diye etkileneblir,'sen' diye konuşsanız 'neden benimle samimi konuşuyor'der.Ne basit bir kelime değil mi,siz ya da sen...

Fakat ne bilebilirsiniz ki karşınızdaki emin bir insan mıdır,kalbi sağlam mıdır,nasıl konuşacaksınız,nasıl hitab edeceksiniz,öyle kelimeler seçmelisiniz ki,ayetin hükmü yerine gelsin.

Hiç tanımadığınız karakterini bilmediğiniz biriyle sanırım doğru kelimeleri seçerek konuşmak zor olsa gerek. Böylece, chatte bir bayanın bir bayla sohbet etmesi,büyük bi sorumluluk altına girmesi demektir. Eğer karşısındaki erkek etkilenirse,ola ki tebliğden başka hiçbir şey söylememiş olsun,gene de kalbi hasta ise etkilenebilir,o zaman bunun günahı acaba kimedir? Bu durumda bayanlara söyleyeceğim şu: illa chat yaparak tebliğ yapmak istiyorlarsa,bayanlarla konuşsunlar. Tabii bulabilirlerse...

Deneyenler diyor ki:bayanlar bayanlarla konuşmuyor arkadaş... ! Tabi bu arada,bayan sandığınız biri bayan olmayabilir de. Tanımadığınız insanların aklında kalbinde ne var bilemezsiniz,dürüstlük ise...peh! Güldürmeyin beni...Biz insanlarda koskoca bir nefs varken mi?? İkinci bir husus:Kadınların cihadı(ayet ve hadislerle sabittir) vakarla evlerinde oturmalarıdır. Şimdi,internetle(yani chatle) insan evinden çıkar,başkalarının evlerine misafir olur.

Fiziksel olarak değilse de sanal olarak,ama sonuçta çıkmıştır. Bunun yorumunu kendiniz yapın hanımlar... Bırakın bazı sahalarda tebliğ erkeklere kalsın. Zira dış dünya,sanal da ve reelde,örneğin çalışma ortamlarında,çarşıda pazarda sokakta,dükkanda,okullarda ve chatte, zorluklarla dolu. Zayıf olan kadın nev'ine göre değil,kayıp gitmek işten bile değil. Böyle olmasaydı,kadının cihadı evindedir denmezdi. Yani bilfiil kadının karşı cinsle muhatab olması,sakıncalı görülmüş ki,sakındırılmış.

Arkadaşlar,kusuruma bakmayın,işin gerçeği bu,biz hanımların chat ortamında verimli bi şekilde tebliğ yapabilme imkanımız yok gibi görünüyor. En güzeli eğer insanlara ulaşmak,bişeyler anlatmak istiyorsanız,önce kendiniz okuyun öğrenin ve okuduklarınızı önce aile iyalinize,çocuklarınıza aşılayın,sonra da eğer vaktiniz kalıyorsa,incilere yazın,ya da başka mail gruplarına. Chatte bir saat iki saat harcayarak en fazla iki üç kişiyle konuşursunuz,ama,gruba yazacağınız bir maili yüzlerce kişi okuyabilir. BU TAVSİYE BAYLARA DA GEÇERLİ TABİ Kİ..

Evet,sıra geldi beyefendilere:

(yarım saat aradım ama hangi kitapta okuduğumu bulamadım,kaynak veremiycem o yüzden); Emir-ül Mü'minin,Halife Ömer Bin Abdulaziz,radıyALLAH(c.c.)u anh,tebaasından kendisine gelip nasihat isteyen birine şöyle der:
"...ilim için dahi olsa asla kadınlarla tenhalaşma..."

Birebir karşılıklı konuşmalarda chat,gayet tenha bir ortam değil midir? Evlerinizde haremlik selamlık uygularken,chatte kalkıp hanımlarla sohbetin ne alemi var değil mi? Bu da bir çeşit sanal ihtilat olmuyor mu? Ayrıca,satlerce bilgisayar başında oturup aileyi bi kenara itenlere ne demeli?

Adam eşini yalnız bırakıyor,eşiyle hüsn-ü muaşeret edeceği yerde,ona arkadaş olacağı yerde,gidiyor bilgisayarla arkadaşlık ediyor. Fıkıh kitaplarını açın bakın,bir adamın,geçim sağlama haricinde çarşı pazarda boş vakit geçirip eşini ihmal etmesi,onu yalnız bırakması caiz mi değil mi?e şimdi artık dış dünya sanallaştı... Hükümleri buna göre değerlendirin.

Bi kere,en büyük hatamız,tebliğe 'evden' başlamak yerine 'el-den' başlamak....Evdekiler dururken,eh nefsimize de hoş geliyor,önce ellerle uğraşıyoruz. Peki evde tebliğ nasıl olur?Oturup fıkıh dersi vermekle mi? değil elbet,usulüne göre hüsn-ü muaşeretle,yani çoluğu çocuğuyla hoş geçinmekle,sohbetle,karşısına alıp konuşmakla... Kişinin ailesiyle hoş vakit geçirmesi çok büyük sevaplara vesiledir. Önce aile sonra,diğer yakın çevre,sonra da uzak çevre gelmeli...

Şimdi,sayın babalar,elinizi vicdanınıza koyun ve itiraf edin,eşinizle çocuğunuzla mı daha çok meşgulsünüz,yoksa bilgisayarınızla mı?... (sayın babalar diyorum,çünkü genelde çevreden gelen şikayetler babaları hedef alıyor...) Bilgisayar ,tıpkı tv gibi,daha çok erkekleri esir alıyor.

Bazı vızıltılar duyar gibiyim,ya da 'iç itiraflar';" e benim eşim benimle ilgilenmiyor ki ben de o yüzden chatlerde sürünüyorum.." etmeyin yaw,siz ilgilendinizde mi sanki?.. insanların kadın olsun erkek olsun,ilgiye karşılıklı olarak ihtiyacı vardır,siz verirseniz,alırsınız da...

Arkadaşlık,sevgiyi paylaşmak gibi şeyleri çok esefle söylüyorum ki tv ve bilgisayar hastalıkları öldürüyor,güzelim aile yuvaları buzdolabına dönüyor adeta. Bundan ahirette sual olmaz mı arkadaşlar?... Bir iki örneğe rastladım,chat yüzünden kocasının yüzünü göremeyenler var,ağlıyo kadın yaw,yazıktır...


Bekarlara gelince,bay ya da bayan, onlar da evlilik hayali ile,chatte önce karakter tahlili yapıp sonra da tanışmak..

Eh tabi tanıştıktan sonra sükut-u hayal,çünkü iki taraf da tam dürüst davranmamıştır.ayrıca, karşı cinslerin birbirlerine tiplerini tarif etmeleri caiz olmaz,zira yabancı bir erkeği kadının,yabancı bir kadını da erkeğin hayal etmesi,hayalinde canlandırması caiz değildir.alın bakalım işte bi haram daha...

Hem gençler,bi kere sanal dünyada insanlardan dürüstlük nasıl beklersiniz ki, gazetelerden okuduklarımıza göre,çeteler dahi var,insanları chat yolu ile türlü felaketlere götüren.baştan sona herşeyi yalan söylese ,karşınızdaki ,asla bilemezsiniz...

Aman dikkat,chatte tanışılan bi kişiyle evlilik hayali kurulmaz bu kadar da hayalperest olmayın,artık milenyumdayız,dünya acımasızlaştı,güven duygusu öldü...romantizm ise ...O da ne? Ama var,chatte tanışıp mutlu bi yuva kuarnlar demeyin,bu sadece bir kumar olur.O ancak binde bir... Binde birin size isabet etmesini mi bekliyorsunuz yani? gerçekçi olalım lütfennnn gerçekçiii.

Tebliğ konusuna gelince,tebliğ her yiğidin harcı değildir.Biliyorsan öğretirsin,bilmiyorsan avlayacağın yerde avlanırsın. Her taraf İslam düşmanları ile dolu. Öyle sorular sorarlar ki bunlar,eğer itikadi meselelerde sağlam bilginiz yoksa,eyvaahhh yandınız demektir... Aklınıza otuz çeşit vesvese takılır,ALLAH(c.c.) korusun. Bi de işin şu yönü var, yanlış bilgi vermek,eh bu da daha büyük bi sorumluluk.

Ayrıca, fikrinde sabit olan ve karşısındakine onu aşılamaya çalışan 'taraflar',saatlerce konuşsa da hiçbiri diğerini chat ortamında ikna edemez.olacak iş değil,ancak havanda su dövülmüş olur.adam zaten fikrini isbat için gelmiş,sıkı da hazırlanmış,ikna olması çok zor...

Evet arkadaşlar,laf uzadı,ama chat gerçeği aslında bu kadarla da bitmiyor,chat vakti öldürmekten pek de öteye geçen birşey değil.Ve korkarım çağımızın tehlikeli hastalıklarından biri haline gelecek,zira öldürdüğü şey sadece vakit de değil,insanın ailesiyle akrabasıyla arkadaşlarıyla ilgisini hatta sevgisini de öldürüyor.

Şimdi,hangi iş olursa olsun,yapılmasındaki zarar ,faydasından çoksa o iş yapılmamalıdır.hele harama girmekten kendinizi koruyamayacaksanız o işi asla yapmamalısınız.
Buna göre tüm chatçiler;elinizi vicdanınıza koyup,haram üzerinde mi yoksa helal üzerinde mi istikametiniz bi bakın... Şer şerdir,ehven-i şer diye bişey olmaz.tebliğ farz-ı kifayedir,ayrıca bi sürü tehlikesiz yolları vardır...

Havanda su dövüyorsanız,çıkın şu chatten,onun yerine daha faydalı bişeyler yapabilirsiniz: Kur'an okuyun,kitap okuyun,mail yazın... İnternette faydalı siteleri dolaşın... Ya da, Yatın uyuyun Hiç olmazsa sabah namazına kalkmak kolay olur...


Bilgisayarin hayatimiza girmesiyle bazi insanlarin davranislarini, düsüncelerini, konusmalarini kisaca yasayayisini da bilgisayara göre degistirdigini görür olduk.

Televizyonu bilgisayardan seyretme, kur'an-0, muzigi bilgisayardan dinleme, ezan saatlerini bilgisayar uyarisi ile ogrenme, evdeki esyalari bilgisayara Gore duzenleme, bilgisayar vasitasiyla arkadas bulma ve muhabbet etme vs. vs. vs... islevi ve maharetleri acisindan bilgisayar hayatimizin bir parcasi oldu.

Bilgisayar o kadar “biz” oldu ki; aile okul ve arkadas hayatimizi degistirdi. Hele hele internette bagliysa bilgisayar sorma gitsin. Bir curcuna ki anlatmakla bitmez. Her turlu (hayir, er fark etmez) siteye giris imkani sagladigi gibi cikisi olmayan bir maceraya surukler insani aslinda. Bunca bilgisayar kullanicisinin yine internet ortaminda bulustuklari, dertlestikleri bir yer vardir elbet (her kurum veya kurulus calisanlarinin bir araya geldigi eglendigi Lokal’ler gibi). iste bizde bu yazimizda “internet lokallerinden” yani kisa adi cet’ten bahsedecegiz.

“Sosyal hayat da ne demek” cumlesi onlar tarafindan cok sevgi kullanilan cumleler arasindadir. Yasadigimiz hayattaki sorunlari bir kenara birakarak cet odalarindaki olaylari ve sorunlari onemseyen insanlardir. Orneklerini hep cetten verirler. Orada yasadiklarindan anlatirlar.

Genelde soze; “Soledigin bu konu gecen cette basima geldi” seklinde baslarlar. Onlarin sosyal hayatlari sanal dunyadir. Sosyal hayat ise onlara Gore sanaldir. Kullandiklari dil de cette kullandiklari dildir. “Tamam” yerine “okkee” kelimesini kullanirlar.

Ancak, cetten anlamayan insanin bu konusma tarzindan bisi anlamadigi her halinden bellidir. Namaz kilarken, arkadaslariyla muhabbet ederken, yemek yerken, tatildeyken hep cetteki sorunlar kafasini mesgul eder. Hatta bazilarinin yanlislikla 4 rekatlik namazlari 5 rekata cikardigi vakidir. Gercek hayatta onlarin ne oldugu onemli degildir.

Cette karizmatik olmalari yeter de artar bile. Hayatinda olamayacagi kadar guclu, yakisikli, bilgili ve muslumandir. Ve o dunya insanlari onu ole tanimaktadir. Onun icin bu karizmanin cizilmesinden daha kotu bir durum yoktur. Bilgisayar bunyesinde yasadiklarindan cogunun arkadasi yoktur. Bundan ziyade zaten cevresiyle pek iliski kurabilen biri degildir. Onlar icin cetteki arkadaslari yeterlidir.

islami kanallarda ise bu durum daha da farklidir. Florte dinen cevaz verilmediginden kiz arkadaslar burada “abla, kardes, baci, namusum” adini almistir. Bir zaman sonra isimle hitap etmeler, “Karsilikli konusmamizda dinen ne sakinca olabilir ki” demeler, “yolda seni gormemle resmini bana gostermen arasinda ne fark var ki” seklindeki cumlelerle resim istemeler,
“vALLAH(c.c.)a kiz kardesim seni cok merak etti bakmak istiyor resmine” deyip yalan soylemeler kendini gostermektedir. Resimler alinir gonderilir.

Eger kiz veya erkek begenilmezse “cok samimi bir dost ifadesi var yuzunde senin” denilerek karsi tarafin begenilmedigi ifade edilir. Begenilmisse “gozlerin cok guzelmis”, “basortunun rengi en sevdigim renk”, “ne guzel gulmussun, ALLAH(c.c.) sahibine bagislasin hehehe” gibi sirnasma ifadeleri gozlenir.

HELE BİRDE BAYAN AVRUPADAN İSE HİC FARKETMEZ EVLİ DUL CİRKİN çünkü O AVRUPA DEMEK (!) in enteresan tarafi bu samimiyet ilerledikce asiri derecede hoslanmalar ve bu isi resmiyete dokmek isteyenler cikmaktadir.


Bu iliskiye dini bir kimlik kazandirmak icin genelde ilk teklif erkek tarafindan gelir ve “nikah kiydiralim” der. Kiz buna ezelden razidir. Kiz tarafindan geldigi de vakidir. Nikah kiyacak hocalar aranir. Ama kimse buna razi gelmez. isi tatliya baglayamayanlar genelde ilerde yapariz insaALLAH(c.c.) diyerek nikah meselesine ara verirler. Cette nikah olur mu? Bilmem vALLAH(c.c.)i, ben olmaz dedim. Bir de siz sorun bakalim olur muymus.


ya dedikoduyla, ya daha guzel sozler soyleyen baska birinin ortaya cikmasiyla yada taraflardan birinin telefon faturasini yatiramamasi sonucu baglantinin kesilmesiyle olur. Erkek veya kizin anne-babalari tarafindan durum fark edildikten sonra dayak yiyerek iliskiye mecburiyetten son vermeleri cok az gorulen bir bitis seklidir.


Basta da söyledigimiz gibi, bir curcunaki anlatmakla bitmez. Yazilacak eklenecek cok sey var elbet. Yazimizdan kendisine pay çikaranlar olacaktir. “Ben böyle yapmiyorum ki” diyenler olacaktir. “Evet bu benim iste” demesede aslinda ta kendisi olanlar cikacaktir.

Uzulerek belirtmeliyim ki, yukarida anlatmis oldugumuz hadiseler, kisiler ve karakterler cet dedigimiz bu lanet ortamda vardir ve olacaktirda...

iyiler, gercekten muhterem olanlar, samimi muslumanlar, amaci, gayesi ALLAH(c.c.)(c.c.) rizasi olanlar, gercekten Müslüman olup MÜSLÜMAN özelliklerini tasiyanlar... Onlar, eli opulesi kimseler... Onlar, bu ortamda azinlik olanlar... Onlar, haklarini helal etsinler


ALINTI..

YAZIKLAR OLSUN NEFİSLERİMİZE....

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Kabe'de Kaldı Yüreğim


KABE'DEN DÖNEN VE KABE AŞKIYLA YANAN AŞIKLARADIR HEDİYEM...

Uzun bir yolculuktur hazırlığın,yüklenirsin sana lazım olacakları.Gurbettir seni çeken ;senden olan sılaya hasret ..
Yolumuz uzunudur,aşığın maşuğuna kavuşma anını çektiği sabırsızlık sabrı..
Haydi koy geridekileri vaz geç, vaz geçileceklerden ve hızını al koyul o kutsal yola..Yolumuz uzun ve meşakkatli .

Varırsın Medine'ye medeniyetin beşiğine insanlığın efendisine...
Usul ve sessiz adeta derinden bir iç çekerek varırsın ağır adımlarla varılacak olan o güzel Ravza'ya.
Efendim !can Efendim! ben geldim ümmetinden aciz bir garib bir o kadarda sevdalı yiğit.
Tutamassın kendini alın koyarsın yeşil halıya,secdede hıçkırık ve gözyaşı,ıslanır adeta yeşil halı.Daha kimleer ağlamadı ki burada ey efendim! daha kimler geldi geçti bu diyardan; senin o hasret çeken mekanından.Gözlerin ağlamaktan kan çanağı, kalkmak istemessin Ravza'dan.Al canımı cananım can verilesi bu diyardan..
Düşlersin Efendini ne çile, ne ızdırap ey Efendim !bende senin sağlığında yanında olsaydım elbet Uhud'da bir Ebu Dücane, eşini ve yaralı yavrularını kenara bırakan nerde ALLAH'ın Resulu diye canını veren birNesibe...
Dualara kapanırsın ve Rabbim Yolundan Ayırma der oracıkta taa oracıkta efendime veda eder Mekke'nin yolunu tutarsın..

EY MEKKE !Peygamber Diyarı,Vahyin hamuruyla yoğrulmuş,taşlaşmış kalplere su serpen Mekke...
Aç kapılarını bir kere daha bizlere, uzaklarda kalmış, hasret çeken biz sevdalılara...
Girersin Kabe'ye Erkam kapısından,yüreğin kıpır kıpır kalbin sökülecek adeta eriyen mum..
Kabe'yi ilk gördüğünde kapılırsın duaya ALLAHUEKBER! Ne kadar yüce, nekadarda ihtişamlı Rabbimin mekanı..
Duanı edersin ve niyet ederek girersin erler meydanına bende döneyim döndükçe eriyeyim.Erisin içimde ki nefis ve nefse dair ne varsa.
Dayanamaz benim nazik bedenim ve yüreğim; ağlamak, ağlamak beyin eriyene kadar ağlamak, göz yaşlarım sel sel olup rahmet bulana kadar ağlamak..
Yürürsün usul adımlarla Kabe etrafında, sevdiklerinin adına Tavaf yapmaya.Kaptırmışsın kendini, kaptırılacak onca heva ve hevesden uzak yanlız Rabbin adına.
Gece olmuş yorulmuş ve susamışsın aşkına ve aşıklar adına.Zemzemden su içer Hatem'de namaz kılar Makamı ibhahime yönelir seyre dalarsın Kabe'yi..
Tekrar ağır ve kendinden emin adımlarla kalkarsın yerinden,zorlarsın kendini evladını kaybetmiş Hacer gibi tekrar alana girmek istersin.Şişmiştir artık ayak tabanların atamassın adımlarını ve bir hamle haydi bir hamle der gene ayaklarını sürükleyerek dönersin o aşkın adına...Dersin duanın başına Rabbim Yolundan Ayırma..
Gitme vakti ey can !kalk gitme vakti, son tavaftır , son duadır, bu son senın sonundur belkı ama daha niceleri bu acı sonu tatmıştır. Dönersin Kabe'ye ve ey Kabe!bir gün mutlaka ama mutlaka geleceğim ve geleceğiz .Bu kutlu ümmetle.Tekrar feth edeceğiz seni.Ağır adımlarla ve ayaklarımızı emin adımlarla basa basa şehre gireceğiz ey Mekke'

RABBİM BİZLERİ BU YOLDAN ASLA AYIRMA.... EBU ÖMER

30 Aralık 2010 Perşembe

90 ‘lı Yıllar. İstanbul ve Anadolu hareketleri.

12 Eylül'le birlikte baslayan basörtüsü zulmü, gerek basörtülü ögrencilerin sayisal azligindan, gerekse yasagin lokal kalmasindan dolayi çok ciddi bir tepki dogurmadi. 1987 yilina gelindiginde, basörtüsü yasagina karsi özellikie üniversite merkezli yogun tepkiler konuldu. Bu tepki ve eylemlilikler 12 Eylül sonrasi süreçte yeni bir adimi olusturdu ve uzun bir aradan sonra Müslüman gençler tekrar meydanlara indiler. Ortaya koyulan tepkiler karsisinda YÖK 23 Mayis 1987 tarihinde basörtüsü yasagini kademeli olarak kaldiracagini ilan etti.
1987 yilinda basörtüsü yasaklarina karsi, üniversite gençligi merkezinde ortaya konulan tavirlarla baslayan süreç, üniversite içlerinde temsil edilen siyasi düsüncenin, kitleye açik biçimde ifade edilmesi seklinde sürdürülmeye devam etmistir. Bu baglamda üniversitelerde Islam'in teblig edilmesi, Islam cografyalarindaki gelismelerin tevhidi bakis açisiyla yorumlanmasi ve bu yorumlarin afiş, bildiri ve forumlar düzenlenerek kitleye tasinmasi seklinde devam etmistir.
Müslüman gençligin etkin bir biçimde propaganda yapmasi ve kitlesellesmesi ile birlikte ne yaziktir ki, üniversite koridorlarinin ve duvarlarinin sahibi olduklarini, bu nedenle de buralarda Müslümanlara (onlarin deyisiyle gericilere) faaliyet yaptirmayacaklarini ilan eden sol fraksiyonlarin saldirilarina maruz kalinmistir.
Bu saldirilar kimi zaman Müslüman gençligin kutsal degerlerine yönelik propagandalar seklinde olurken, kimi zaman da fiziki saldirilar seklinde kendini göstermistir. Üniversite bünyesinde süregelen bu saldirilar özellikle 90-92 yillari arasinda en üst noktasina ulasmis ve fakat birçok üniversitede Müslüman gençligin hem düsünsel olarak hem de fiziksel güç olarak üstünlükleriyle son bulmustur.
Müslüman gençligin kararli tavirlari karsisinda yilginliga düsen sol düsünceye sahip ögrenciler, Müslüman gençligin faaliyetlerine istemeyerek de olsa seyirci kalmislardir. 90-92 yillari arasinda cereyan eden kavga sürecinde sol görüslü ögrencilerin kavga ahlakina riayet etmedikleri ve çogu yerde molotof kokteyli dahi kullanarak Müslüman ögrencileri yakmaya kadar vardiklarina sahit olunmustur.Özellike Marmara hukukta Hz. Aişe hakkında yazılıp hakaret edici resimlerin asılması Müslüman Gençliğin tamamen tepkisini çekmiş ve tüm üniversitelerde kavgaya sebeb vermiştir. Bu çatışmalarda Müslüman Gençlik galip çıkar ve İslami hareket tamamen üniversitelere hakim olur. Solun kalesi olan Yıldız üniversitesi o güne kadar hiç rastlamadığı bir olaya şahid olur. Üniversite binasını boydan aşağı yumruklarını sıkan dev bir kelimei tevhid pankartı ile süslenir. Artık sol tamamen seyirci konumunda kalmaktadır.
Müslüman gençlik üniversitelerde yalnizca sol görüslü ögrencilerin saldirilarina maruz kalmamistir. Anadolu Üniversiteleri pratiginde yogun olarak, Istanbul Üniversiteleri pratiginde de nadiren ülkücü gençligin de saldirilarina maruz kalmistir.
Üniversitede birçok kesimin yaptigi saldirilara karsi, Müslüman gençligin gösterdigi soguk kanli ve basiretli tavirlari olaylarin daha ciddi boyutlara tirmanmasini engellemistir.
Üniversitede yoğun biçimde kavgaların devam ettiği bu dönem ayni zamanda, üniversiteli Müslüman gençlerin sevk ve idare ettiği, dünya Müslümanlarının yasadıkları pratik sorunların gündeme getirildiği meydan eylemleriyle de farklı bir boyut kazanmıştır.
Özellikle Filistin İntifada hareketini destekleme ve İsrail’i lanetleme eylemleri, dönemin ABD Başkanı George Bush'un Türkiye'ye gelişini Beyazıt meydanında onbinlerce Müslüman Gençliğin protesto etmesi ve bu protestoda birçok kişinin yaralanmasına sebep verilmiştir. Körfez Savasının lanetlenmesi, Azerbaycan, Bosna ve Cezayir basta olmak üzere İslam coğrafyalarında yaşanan kıyım ve baskıları protesto eylemlilikleri artan bir kalabalık ve coşkuyla gerçekleştirilmiştir.
90 sonrası üniversite gençliğinin yoğun biçimde mezun vermeye başladığı bu dönemle birlikte, üniversite sonrası yaşam alanlarında üniversite dönemlerinde edindikleri birikimleriyle birlikte var olabilen bir nesil kendini göstermiş ve İslami hareket üniversite sınırlarını asan bir görünüm arz etmeye başlamıştır.
12 Eylül'den sonra gerçekleştirilen ilk genel seçimlerde (1983) başbakanlık koltuğuna oturan Turgut Özal geliştirdiği ve güttüğü politikalarla sistem muhalifi düşüncelerin sisteme entegre olmasında, Müslüman bireylerin dünyevileşmesinde azımsanmayacak derecede bir başarıya ulaşmıştır.
İslam’ı ve Müslümanları dünyevileştirme, geleneksel İslam’ın revaç bulma ve muhafazakârlaşması süreci olarak adlandırabileceğimiz bu dönemde yaşanılan zihinsel ve pratik savrulmalar 92'lerden itibaren kendini somut biçimde göstermeye başlamıştır. ,
Refah Partisinin milliyetçi cephelerle kurduğu ittifak 1991 seçimlerinde kendisini göstermiş ve İstanbul Sultanahmet Meydanı o gün tarihi gününü yaşamıştı. Yaklaşık 500 bine yakın insan Aksaray’dan, Unkapanı, Eminönü’ne kadar tüm alanı doldurmuş Kahrolsun Amerika sloganları ortalığı inletiyordu. Muhafazakârlar körfez savaşına karşı tepkilerini dile getiriyorlardı.
Müslüman Gençlik üniversite mezunlarını verdiğinde Anadolu illerine dönen gençler bulunduğu bölgelerde temsiliyet hakkını kullanarak mahalli çalışmalarında bulunuyor. Çevresini bilinçlendiriyordu.
12 Eylül 1980 darbesinde yurt dışına özellikle Afganistan, Pakistan ve İran’a gidenler orda kendilerini yetiştiriyor ve Türkiye’ye dönüş yapıyorlardı. Hicret ve sürgünler yerini yeni gençlere bırakıyordu. Afganistan’da eğitim görüp Türkiye’ye gelen Müslümanlar sonraki kuşağı cihada teşvik ediyorlardı. Müslümanlar artık silahlarla tanışıyor ve devrime giden yolda silahında gerekli olduğuna inanlar oluyordu. Afgan cihadı dünya Müslümanlarının adeta karargâhı durumunda olup eğitim mektebi haline geliyordu. Afgan Cihadından dönen Abdulhamid Turgut ve arkadaşları Malatya çıkışlı bir hareketle İstanbul’da faaliyetlerini göstermekteydi.
İrfan Çağrıcı ve arkadaşları İslami Hareket adıyla bilinen bir örgüt kurarlar. ("İslami Hareket Süreci" başlıklı Londra kaynaklı bir bildiri var. Oradan esinlenerek bu isim veriliyor )
7 Mart 1990 günü Hürriyet Gazetesi Yazarı Çetin Emeç ile şoförü Sinan Ercan, üç kişi tarafından çapraz ateşe tutularak öldürülmesi, yazar Turan Dursun, İranlı rejim muhalifi Ali Akbar Gorbani cinayetleri İslami hareketin üzerine atılır.İslami hareket yöneticisi olan İrfan Çağrıcı ve 4 arkadaşı idam cezasına çarptırıldı. Yaklaşık 7 yıl süren dava sonunda kararı açıklayan mahkeme heyeti, Ekrem Baytap, Tamer Aslan, Mehmet Ali Şeker, Cengiz Sarıkaya hakkında verdikleri idam cezasını müebbet hapse çevirirken Çağrıcı'nın işlediği suçlardan pişmanlık duyduğunu gösterir tutum ve davranış göstermediğini belirterek cezasında indirim yapmadı.
İstanbul 3 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde görülen duruşmaya tutuklu sanıklar Ziver Kartal, Adil Ateş, Mehmet Okatan, Tamer Aslan, Cengiz Sarıkaya ve Mehmet Ali Şeker katıldı. İrfan Çağrıcı'nın mahkemeye gönderdiği bir dilekçeyi okudu.
Duruşmalar için uzun yoldan geldiklerini kaydeden Çağrıcı, dilekçesinde kelepçeleri çözülmeden tuvalete alınmak istediklerini bu nedenle savunma yapmalarının mümkün olmadığını belirtti. Çağrıcı dilekçesinde şu sözlere yer verdi: ‘‘Sizin mahkemenizde ise, eğer bana sürgün verirseniz bu hicretimdir, eğer bana hapis verirseniz bu halvetimdir, eğer beni öldürürseniz bu da şahadetim olacaktır ki iftiharımdır.’’
Sanıklardan Ekrem Baytap, Tamer Aslan, Mehmet Ali Şeker, Cengiz Sarıkaya TCK.146/1 maddesi gereği idam cezazına çarptırıldı. Sanıkların iyi halleri göz önüne alınarak cezaları TCK.59/1 maddesi gereği ömür boyu hapse çevrildi. İrfan Çağrıcı'nın kardeşi Rıdvan Çağrıcı, Tamer Aslan'ın eşi Gül Aslan ile Ziver Kartal, Mehmet Okatan, Hüsnü Yazgan, Mehmet Kaya, Kudbettin Gök, Mehmet Zeki Yıldırım, İhsan Deniz ve Mehmet Zeki Deniz örgüte üye olmak suçundan TCK.168/2 maddesi gereği 12,5'ar yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. Halen tutuksuz olan Hüsnü Yazgan, Mehmet Kaya, Kudbettin Gök, İhsan ve Mehmet Zeki Deniz, Mehmet Zeki Yıldırım, Gül Aslan'ın infazları başlayıncaya kadar yurtdışına çıkışlarının yasaklanmasına karar verildi.
Abdülkerim Yağmur ve Mehmet Salih Yıldız ise örgüt yardım ve yataklık etmek suçundan TCK.169 maddesi gereği 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasına çarptırıldı.
İslami Hareket adıyla bilinen bu grubun yaşadıkları hadiseler Müslümanları ciddi şekilde üzmüş ve kamuoyu tarafından Müslüman Gençler sıkıntıya düşürülmek istenmiştir.

Çalışmalarımız devam edecektir kardeşlerim. İnşALLAH bu çalışmalar bir hayra vesile olur ve arşiv niteliği taşır. Yanlışlar bizden doğrular Rahman’dandır.
Hizbullah hareketi M. Zeki Ata’nın şahadetinden sonra mecburi olarak çatışma alanına girmek zorunda kalmıştır. O dönemde çalışma alanı o kadar daraltılmış ki camiiler ve meclisler Pkk tarafından sürekli tacize uğruyor, cemaat istemese de zoraki zemin kendi çatışma ortamını doğuruyordu.

Hareket 1990 lı yıllarda Diyarbakır ve Batman olmak üzere doğu illerinde ve şehir merkezlerinde hâkimiyeti ele geçirerek Pkk ‘nın bile tahmin edemediği bir güce ulaşıyordu. O dönemde Pkk’ nın çıkardığı gazeteler Hizbullah tarafından şehir merkezine sokulmuyor ve dağıtım yapılan yerlerde yasaklanıyordu. . Fikir, sistem, metod, amaç ve hedefler bakımından baktığımızda; PKK: Marksist bir örgüt olup, sosyalist sistemi benimseyen, silah ve şiddete başvurarak etnik milliyetçiliği ön plana çıkaran ve bu yolla bağımsız Kürdistan hedefini gerçekleştireceğini vaad etmekte idi.


PKK, 26 Haziran 1992 tarihinde Silvan’ın Susa (Yolaç) köyünde İslam ve Kuran hizmeti veren muvahhid Müslümanları hedef seçti. T.C askerlerinin kıyafetlerini giyerek Susa köyüne saldırdılar. Cuma akşamı camide yatsı namazını müteakip siyer dersi yapan Müslümanları cami avlusunda toplayarak onları yayılım ateşine tuttular. Saldırı sonunda on Müslüman şehid olmuş ve dördü de yaralanmıştı. T.C askerleri kılığında on Müslümanı cami içerisinde şehid etmişti. M.Hüseyin Çetinkaya (32), M.Said Fidancı (30), kardeşleri Meki (21), Medeni (19), M. Zeki (15), Hc. Ahmet Kantar (40) ve oğlu14 yaşındaki M. Emin, Ali Uslu (28), Adnan Kantar (19) ve Molla A.Haluk Oğuz (21) bu katliamda şehid olan Müslümanlardı.
İleriki yıllarda Hizbullah; susa kabristanı olarak bilinen bu beldeye sürekli ziyaretler düzenleyerek gençleri dava bilinci ve eylemsel bütünlüğünü idrak etmeye çağırıyorlardı.

PKK ve Hizbullah arasında ki savaşın tüm Doğu illerine yayılması T.C nin işine geliyor ve olayları körüklüyordu. O dönemde Gazeteciler Süleyman Demirel’e Hizbullah sorulduğunda ‘’ O bölgedeki iyi niyetli insanların kurduğu harekettir’’ diyerek orda ki Müslümanları adeta devlet yanlısı göstererek töhmet altına bırakmaktadır. Bu hareketi incelemek için oranın zemini ve çatışmaya götüren sebepleri iyi tahlil etmeliyiz.

Hizbullah’ın camii, medrese, okullar ve tüm doğu halklar nezdinde taban bulması sokaklara ve tüm kamu alanlarına yansıyordu. Batıda bir kız okula örtüsünden dolayı gidemezken, Doğuda çok rahat istediği gibi gidebiliyordu. Cemaatin varlığı ciddi bir etkendi.
Cemaat gençleri kendilerini kitap okuyarak geliştirirken şehidler kervanı ve mizgina İslam serisi tüm Türkiyeli Müslümanların gönlünde taht kuruyordu. Müslümanlar adeta yeni bir hamas gözüyle bakmaya başlamışlardı. Doğu’daki bu hareket batı illerine ve metropollerdeki kürt kökenli kardeşler arasında ciddi rağbet gördü. Nedendir bilinmez ama hareketin alanı maalesef Türk kökenli Müslümanlar tarafından pek kanıksanmadı.

Hizbullah hareketi önceleri birlikte çalıştığı Fidan Güngör öncülüğündeki menzil grubuyla zamanla ters düşerek aralarında derin ayrılıklar meydana geldi. Her iki taraf birbirine ağır ithamlarda bulunarak olaylar çatışma zeminine çekilmiştir. Ümmetin evlatları adeta yeni bir cemel ve sıffin savaşı yaşıyordu. Her iki taraf ciddi kayıplar veriyor ve menzil grubunun lider kadrosu maalesef faili meçhule doğru gidiyordu. Fidan Güngör ve ubeydullah Dalar hocanın öldürülmesi kafaları oldukça karıştırmıştır. İlim grubu; TC, PKK ve menzil arasında kalmış 3 tarafla adeta savaşır olmuştu. 400 civarında Müslüman bu çatışmalarda şehid düşmüş ve binlerce aile hapis ve tedriç edilerek zor şartlar altında bırakılmıştır.
İlim ve Menzil grubu arasında süren çatışmanın durdurulması ve bu soruna bir çözüm yolu bulunması amacıyla İstanbul’dan bir grup Müslüman Batman’a gelmiş, Cemaat mensuplarına misafir olmuştu. Bu Müslümanlar, çok samimi ve iyi niyetli bir şekilde kardeş kavgasının son bulmasını istiyorlar ve hastanedeki yaralıları ziyaret ediyorlardı. Maalesef buda sonuç vermemişti. Menzil grubu tamamen saf dışı kalarak bu kavgada yenilgiye uğrayan taraf olmuştu.
İmam-ı azam’ın bir sözünü hatırlatarak konuya devam edelim. Cemel ve Sıffin savaşıyla ilgili’’ Onlar kılıçlarlarını kanlara boyadılar. Bizlerde dillerimizi kana boyamayalım.’’ Rabbim her şeyi en iyi bilendir muhakkak.

97 ve 2000 li yıllara gelene kadar her ne kadar zayiat verse de hareket oldukça genişlemiş ve bu genişlemenin akabinde tedbirler, istihbarata karşı; karşı istihbarat, ve üyelerin varlığı tespitine doğru gidilmiştir. Şehir, kasaba ve köylerdeki tüm gönüllüler kendi içerisinde tutulmuş ve hareketin genel nüfusu bir anlamda belli edilmiştir.
Cemaat Liderinin İstanbul’a yerleşmesiyle burada Cemaat faaliyetlerinin yoğunluk kazanması, tam bu esnada Şehid İzzettin Yıldırım ve bazı insanların kaybolması ve sorgulanırken ortaya atılan kasetler iyice kafaları karıştırarak bir kez daha harekete gözler çevrilmek zorunda kalmıştır. Cemaat tutanaklarında ve mahkeme ifadelerinde kesinlikle bu olayı tasvip etmediklerini, kendileri izzettin hocanın ifadesini alırken polislerin içeri girmesiyle kaçmak zorunda kaldıklarını ifade etmektedirler. ( Rabbimize bırakalım. O her şeyi en iyi bilendir.)
Tüm bunlardan Cemaatin sorumlu tutulması, Beykoz’daki eve de tam o dönemde yerleşilmesi, bugünlere denk gelen polisin Anadolu yakasındaki yoğun faaliyetleri ve ev araştırmaları yapması gibi birçok olay ve sebep bir araya gelince, beklenilmeyen bir zamanda böyle bir hadisenin tevafukken meydana gelmesine sebebiyet verdi. Böylece, her ne kadar bu olay tevafukken meydana gelmişse ve TC’nin kesin bilgilere dayalı planlı bir operasyonu değilse dahi, Cemaatın büyük zararlar görmesiyle neticelendi. Binlerce Müslüman tutuklanıp cezaevine gönderildi.
.


Cemaatin geçirdiği evrelere dönecek olursak; PKK’nın Cemaatle yaşadığı çatışma neticesinde uğradığı prestij kaybı ve içine düştüğü kötü durumdan bağımsız düşünülemez.
Netice itibariyle çatışmalardan yorgun düşen ve önemli oranda güç kaybeden PKK, Apo’nun yakalanması ile telafisi zor bir darbe yedi ve kötü bir sürece girdi. Hizbullah da 17 Ocak 2000 tarihinde, liderinin şehadeti, binlerce elemanının yakalanması ve önemli oranda arşiv, silah ve mal varlığının ele geçmesiyle ağır bir darbe aldı. Doğuda yıllarca devam eden savaş nedeniyle askeri, ekonomik, siyasi ve toplumsal büyük bir bunalım ve kriz içerisinde çırpınan Türkiye Cunhuriyeti ise, birçok evladını kurban vererek, resmi rakamlarla 150-200 milyar dolar, gayri resmi rakamlarla 400-500 milyar dolar para harcayarak ciddi bir krize girmiş, toparlanması oldukça güç olmuştur.


Her ne olursa olsun, takdiri ilahi bu şekilde tecelli etti. Bu ümmet için Rabbimizin bir imtihanı olup, bundan ders ve tecrübe almamız gerekir. Kadir-i mutlak olan ALLAH’a sığınıp tevekkül ederek ve İslami davamıza olan bağlılığımızı daha da güçlendirerek mücadelemize ve yolumuza devam edeceğiz. En gizli sırlar dahil, her şeyin hakikatini en iyi bilen ve gören ALLAH-u Teala’dır.
Selam ve dua ile kardeşlerim.
Türkiye islami hareketlerin dünü ve bugünü/Güneydoğu

Güneydoğu ve doğu illeri tarih boyunca birçok medeniyete hizmet etmiş; dicle ve fırat gibi hayat menbaı nehirleri, yeraltı zenginlikleri, bereketli ve verimli topraklarıyla birçok devletin iştahını kabartmıştır. İslami hareketleri incelemeden önce nebiler ve sahabeler diyarı bu topraklardan biraz bahs etmek isteriz.

Peygamberlerin atası olan ibrahim (a.s) ve ardından gelen nebilerle birlikte uçsuz bucaksız harran ovası(Mezopotamya)(1); siyonizmin arz-ı mev'ud hayalleri,Hıristiyanların kıyamet senoryaları, emperyal yayılmacılığın anadamarı olan kapitalizmin tükenen kaynakları, bu verimli topraklara gözlerini dikmelerine sebep olmuştur.
Osmanlı döneminde ve kurtuluş mücadelesi saflarında yer alan yöre insanı; adeta bu toplumun mozaik bir yapısını oluşturmakta ve Çanakkale’de ümmetin bekası için binlerce evladını vermektedir..

Güneydoğu bunca yeraltı kaynaklarına sahip olmasına rağmen ne hikmetse halk da o kadar işsiz ve yoksul bırakılmış altyapıdan-ulaşıma, iş alanlarına ve kültürel yoksunluğa varıncaya kadar her türlü oyun oynanmış, halklar asimile politikasıyla cehaletin kollarına bırakılmıştır.

Sömürgeci güçler; kukla yönetim ve köy ağalarıyla iktidarlarını korumuş,isyan hareketlerini ise sindirmiştir.Şeyh Said isyanı, Said nursi ve med zehra projeleri herdaim sistemi zora sokmuş ve teyakkuz halinde bekletmektedir.


Bu sistemi en zora sokan engellerden birisi, ulus devlet paranoyalarının ortaya çıkardığı uygulamalarıdır. Hâlâ ulus devlet paranoyaları ile meşgul olarak, tek tip insan, tek ideoloji, tek yaşama biçimi gibi baskıcı dayatmaları sürdürerek bu konuda ilerleme kaydetmek mümkün değildir.
İkinci engel ise, devletin dine yaklaşımıdır. Sorunu çözebilmek için toplumun inançlarını bir veri olarak kabul edip, ona göre çözüm yolları aramak gerekir. Toplumun inançlarını yok sayarak sorunları çözmeye çalışmak, yine boş bir çaba olmanın ötesine gidemez.

Bu noktada, bu iki temel engelle hayatı boyunca mücadele eden Bediüzzaman Said Nursî’nin görüşleri özel bir önem arz etmektedir. Bediüzzaman (1878-1960) hayatının büyük kısmında yaşadığı toprakların sorunlarının nasıl çözülebileceği üzerinde durmuştur. Osmanlı döneminde padişahlara, cumhuriyet döneminde de cumhuriyet hükümetlerine, bölgenin sorunlarını yazarak nasıl çözüleceğine dair fikirler ileri sürmüştür. Özetle, bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ve ihtilâftır. Bu üç düşmana karşı marifet, san'at ve ittihad silâhıyla mücadele edeceğiz diyerek, sorunların nasıl çözülmesi gerektiğine dair prensipler koymuştur.(2)

Cemal Tutar’ın 6 NOLU AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINda yaptığı savunmada ise Bediuzzamanın dillendirdiği maddelerin benzerine değinerek Hizbullah’ın ana çıkış kaynağını ortaya sermiştir.

Kürtlerin yaşadığı bölgelerin ayırımcılığa maruz kaldığı; Kürt halkının, İttihat ve Terakkiyle başlayıp ta günümüze kadar süren yanlış politikalar yüzünden büyük zulümler gördüğü, tarifi imkânsız acılar yaşadığı inkâr edilemez bir gerçektir. Geçmişte İran'da, günümüzde de Irak, Suriye ve Türkiye'de Kürt halkı, hem Kürt oluşundan, hem de İslam'a sıkı sıkıya bağlı oluşlarından dolayı iki kez zulme uğramışlardır. Bu bağlamda Türkiye'de yaşayan Kürtlerin yaşadığı zulüm ve soykırımı şu başlıklar altında özetlemek mümkündür:
1-Katliamlar: Şeyh Said Kıyamı ve sonrasında yaşanan katliamlar, vahşet nitelemesini dahi aşacak boyutlardadır.
2-Sürgünler ve tehcirler: Kürt bölgelerinde yapılan haksızlıklara muhalefet edenler, sürgünlere uğramakla "terbiye" edilmişlerdir. Bunun yanı sıra, en küçük bir başkaldırı veya muhalif bir hareket bahane edilerek Kürt halkı, neredeyse bütün bir halk olarak zorunlu göçlere tabi tutulmuştur. Bu zorunlu göçlerde inanılmaz zulümler yapılmış, aileler parçalanmış, aşiret yapıları yıkılmış, Kürt halkı yaşadığı topraklardan koparılıp vatansız, topraksız, aşsız-işsiz bir şekilde sefalete mahkûm edilmiştir.
3-Köy boşaltmalar: İnsanın yaşadığı topraklardan güvenlik bahanesiyle zorla çıkarılması büyük bir zulümdür. Bunun ne büyük bir zulüm olduğu, izaha ihtiyaç bırakmayacak kadar açıktır. Bunun sonuçları çok ağır olmuş ve sorunlara çözüm olarak geliştirilen köy boşaltmalar, zaman içinde devletin sırtına ayrı bir sorun olarak binmiştir.
4-Ekonomik geri bırakılmıştık
5-Alt yapı ve sanayileşmeye önem verilmemesi
6-Kürt bölgelerinin sürekli sıkıyönetim ve OHAL altında kalması: Bundan dolayı yaşanan hukuksuzluk, çifte standart, ev basmalar, adam kaçırmalar, yargısız infazlar, köy yakmalar, gözaltına almalar vs.
7-Asimilasyon: Cumhuriyetin kurulmasıyla beraber, "Tek devlet, tek bayrak, tek millet" olarak formüle edîîen ve bütün kekleri Türkleştirip tek bir millet yapma Çabaları, Kürtler asimilasyona tabi tutulmasına neden olmuştur. Bu doğrultuda Kürt halkına reva görülen zulümleri şu şekilde sıralamak mümkündür:
a)Türklüğü zorla kabul ettirme çabalan
b)Kürt kavmini yok kabul etme
c)Kürtçeyi yasaklama
d)Türkçe konuşmasını bilmeyen Kürt çocuklarına Türkçe eğitim verilmesi, böylece Kürt çocuklarının yeteri derecede eğitim alamaması yüzünden geride kalması
e)Çocuklara Kürtçe isim koyma yasağı
f)Kürtçe coğrafik isimlerin değiştirilmesi(3)
Sonuç itibariyle bölge sorunları için şunu diyebiliriz ki Kürtlerle Türklerin önünde, bin yıllık ortak tarih, kültür ve din şuuruyla perçinlenen bir kardeşliği bozmayı hedefleyen emperyal güçler tarafından tuzaklar kurulmuştur. Bunun karşısında, gerek Türklerde gerek Kürtlerde İslami kardeşlik bilincinin geliştirilmesi gerekir. Toplumun bünyesinde kanayan bir yara gibi duran bu sorunu çözmenin tek yolu İslam kardeşliğini güçlendirmektir.(4)

Not:Hizbullah Dosyamızla kaldığımız yerden devam edeceğiz inşALLAH.

.
Dipnotlar:
1) Fırat ve Dicle Sularının arasındaki verimli yere tarihten günümüze Mezopotamya adı verilir. Yunanca kaynaklı bir isimdir
2) Bediüzzaman'ın Görüşleri Işığında Kürt Sorununa Çözüm
Risale-i Nur Enstitüsü
3) Cemal Tutar’ın 6 NOLU AĞIR CEZA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINda yaptığı savunma/Diyarbakır
Dosya No: 2000/171 Esas No Konu: Esas Hakkındaki Son Savunma
4)Doğu ve Güneydoğu'nun Temel Sorunu
Musa K. YILMAZ
Prof. Dr., Harran Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi
80 Sonrası İslami Hareketler :

12 Eylül ihtilali gerçekleşmiş,tüm farklı freksiyonlar cezaevi ve işkencehanelere çekilmiştir.Kenan Evren'in çaldığı bir düdükle ülke sukunete ermiş , tüm karşı güçler sindirilmiştir.Solcu ve ülkücüler dağılmış yeni bir uyanış ve farklı söylem ülkeyi sarmaya başlamıştır.

Solcu ve sağcı beyin adamlarından edebiyattan İsmet Özel,Tiyatrodan Ulvi Alacakaptan ,karikatüristten Hasan Kaçan islamı seçerek diğer gençlerinede vesile olurlar.

Ülkücü camiadan içeri giren Mehmet Pamak, Burhan Kavuncu ve Müslüman olarak şehadet şerbetini içen Hüseyin Kurumahmutoğlu o camiadanda islama dönüşe ivme katmışlardır.

Akıncı derneklerin kapanması ile oluşan boşlukta yeniden oluşuma gidilerek islami hareketler bir noktaya doğru kanalize ediliyor ve yeni söylem ülke gündemine geliyordu.Bu söylem halkın oldukça yabancı olduğu ,geleneksel din olgusunun dışında tamamen asrı saadeti hedef alan bir yapılanmaydı.Dışardaki öze dönüş hareketleri Türkiye İslami hareketlerinide heyecanlandırıyordu.Afganlı mücahidlerin Hikmetgar,sayyaf,Rabbani,şah Ahmet mes'ud öncülüğünde dağlara çıkması,İmam Humeyni öncülüğünde İran İslam Devriminin gerçekleşmesi,Halid islamboli,Abbud Ezzumer ve arkadaşlarının Mısır firavunu Enver sedat'ı öldürmeleri Türkiye gençlik hareketini ciddi motive ediyordu.Şehadet ve cihad kavramları en öncelik kavramlar arasında olup şehadetin öncülerinden Şehid Metin Yüksel ,sedat Yenigün gençliğin hayallerini süslüyordu. Orta okullar,Lise ve üniversite gençliği artık yeni sloganı kullanıyordu..YAŞASIN ŞERİAT (Ya Ol ! ya Öl ! )seksenli yılların başlarında gruplaşmalar başlıyor kimi İran eksenli,kimide afgan ve mısır İhvan'ından etkileniyordu.<Özellikle Şehid Seyyid Kutub'un dünyada olduğu gibi Türkiye gençliğinde ağırlığı oldukça vardı.Türkiye'li Müslümanlar sorgulama yapamadan (sorgulama yapacak kapasiteli öncülerde yoktu malesef )dışardan gelen tüm kaynakları belleklerine işlemiş ve hayatlarını ona göre ta'zim ediyorlardı. Sultanahmet'te başörtü eylemiyle sokakların fitili çekilmiş oldu.Zaman Gazetesi ek bülten yayınlayarak bu protestoyu mit düzenledi diye Müslümanlara malesef iftira atmıştır.Artık Beyazıt eylemleri haftalık haline geliyor sürekli eylemler düzenleniyordu.Eylemden çıkan gençler beyazıt 'taki beyaz saray kitapçılar çarşısına girerek kitaplarını alıyor kendilerini bilinçlendiriyorlardı.Geçnlik ciddi manada kitap okuyor ve kendini geliştiriyordu.Bunu fırsat bilen yayınevleri ciltlerle dışardan tercüme kitaplar Türkiye'ye getiriyordu.İlk evvel yayınevleri ihlasla bunu yaparken parayla tanışmaya başladılar ve Seyyid Kutup marka olduğundan şehidimizin kanı üzere ciddi rant elde ediyorlardı.Öyle hal aldıki şehidimizin Müslüman olmadan önceki Amerika'daki kitapları,Fizilal den parça bölümler alarak şehidimizin kitabı diye piyasaya sürmeleri,70.000 adet fizilal tek baskıda satılması ve diğer yayınevlerinin bunda rant gördüğü bir havuz oluştu.

İslami Gençlik ciddi şekilde kitap okuyor ve çevresinde deprem adeta oluşturuyordu ; ashab misali..
Ebeveynler karşı çıkıyor çocuklarını bu hareketten alıkoymaya çalışıyordu.Yayın ve basın eski tüfek solcların elinde olduğundan Müslüman Gençliğe karşı halkı yönlendiriyordu..Cumhuriyet Gazetesi o dönemde 7 günlük bir yazı dizisi hazıladı ''YEŞİL KUŞAK NE İSTİYOR ''diye eylemci gençleri anlatıyordu.Amerika CIA bir rapor hazırlıyor ve raporda islamcı gençliği etkileyen islami çevrenin aydınlarını zikrediyorlardı.

Türkiye'de yaşanan hukuksuzluk,başörtü sorunu,Ülke dışındaki şehadet haberleri ve eylemleri Türkiye Gençliğini sürekli dinamizimde tutuyor alanlara sevk ediyordu.İlk önceleri birlikte hareket eden gruplar sonradan farklı sebeblerle ayrışımlar oluşturuyor, herkes kendi zeminini hazırlıyordu.

Müslümanlar artık dergi ,kitabevi, dernek ve vakıflar etrafında kümeleşiyor; İstanbul,Ankara gibi büyük şehirlerde okuyan üniversiteli gençler memleketlerine döndüklerinde Anadolu'ya ivme katıyor ordaki gençlerin hidayetlerine vesile oluyorlardı.Emine Şenlikoğlu,Ahmed Gümbay Yıldız,Şule yüksel Şenler romanları yeni başlayan gençlerin gözlerine nem,yüreklerine heyecan katıyordu.

Şehadet geceleri ve diğer gecelerimizde büyük salonlar tutulup hareketin ivme kazanması sağlanıyordu.Hareketler ilimsiz olmaz diye kendi gençliğini imkanlarını zorlayarak (Pakistan,Mısır,Suud)medrese ve üniversitelerinde okutup Türkiye'ye getiriyorlardı.

Türkiye'de bunlar olurken dışarıdanda Türkiye'ye yönelik islami faaliyetler artıyor onlarda alanları zorluyorlardı. Özellikle Avrupa'ya göç edenlerin yeni nesilleri bu harekete destek veriyor ve onlarda ciddi yapılanmalara gidiyorlardı.IMGH Milli Görüş ve AFİD(federe İslam Devleti)

Kenan Evren tv.çıkıp Karases diye Almanya'da faaliyet yapan Cemalettin Kaplan 'ı (AFİD) hedef alıyor.Kaplancılar ise ses kasetleri ve Hicret dergisi ülkeye sokarak propagandalarını gerçekleştiriyorlardı.

Filistin'de Şeyh Ahmet Yasin öncülüğündeki 87 yılında ilk intifada hareketiyle ,Türkiye'de ciddi nasibini almış ve eylemler taban yaparak tüm beldelerde büyük çapta eylemler gerçekleşmiştir.

Özal'ın Politik manevralarıyla islama karşı- ılımlı islam anlayışı ortaya atılmış; medyada Müslüman yazarlarımız sürekli panellerde yerini almışlardır.Tüm tv kanalarında bizim yazarlarımız konuşuyor ve tv.erin reytingleri artıyordu.Ülke gündeminde sadece Müsülüman Gençler konuşuluyor toplumu adeta peşinden sürüklüyordu.Çünkü islami Hareketin karşısında ne soldan nede sağdan bir oluşum gerçekleşemiyordu.Dış güçler bu nesli bertaraf edebilmek için çeşitli organizasyonlar tertip edip manüple etmeye çalışıyorlardı.Seksenli yılların sonuna gelene kadar İlsmai hareket cenahından hiçbir silahlı eylem oluşmamış ve sadece tebliğ ve mücadele alanlarına gençler davet edilmiştir.

Doksanlı yılların başına geldiğimizde ise ayrışımlar iyice belirginleşmiş ve gruplar içerisinde silahı ele alanlar olmuştur.Kimi bölgelerde şartlar kendini doğurarak silahı mecbur bırakmıştır..Özellikle Güney doğu bu konuda muzdariptir...İnşALLAH lisanımız yettikçe Güneydoğu ve Hizbullahi hareketi ele alacağız..Katkılarınızı bekleriz kardeşlerim...
MİLLİ GÖRÜŞ HAREKETİ
Milli Nizam Partisinin Marşı

Hür Dünya'nın göbeğine
Milli Nizam yazacağız
Kuşların göz bebeğine
Milli Nizam yazacağız


Yola, ağaca, pınara
Esen yele,yağan kara
Yağmur yüklü bulutlara
Milli Nizam yazacağız


Koç burcuna, yay burcuna
Bebeklerin avucuna
Minarelerin ucuna
Milli Nizam Yazacağız


Herkes duyacak, bilecek
Gizlenmez gayri bu gerçek
Yaprak yaprak, çiçek çiçek
Milli Nizam yazacağız

sonraki yıllarda bu marş şekil değiştirir ve Anıtkabirin ortasına hakyyol islam yazacağız olur.
Milli Görüş hareketinin eleştirisel birçok yönü olsade Türkiye islami hareketinin ilk temel taşlarını oluşturmaktadır.Necmettin Erbakan'ın özellikle ihvan hareketinden etkilenerek Türkiyede farklı söylem ve farklı bir eyleme imza atmıştır.O güne kadar geleneksel ,sadece dini camiye kilitleyen halk kitleleri islami hayatın siyasal yönünüde görmektedir.mehmed zahid kotku (iskenderpaşa)nun talebesiolan ve daha sonraki yıllarda burayla arasını koparan Erbakan Necmettin Erbakan Konya Bağımsız Milletvekili olarak parlamentoya girdiğinde, Millî Görüş Hareketi de siyasi arenada boy gösterdi. Yıl 1969'du. Kısa bir süre sonra Erbakan artık bağımsız bir milletvekili değil, Millî Nizam Partisi'nin kurucusuydu.Partinin genel başkanı Necmeddin Erbakan bu ilk basın toplantısında MNP’nin mason, komünist ve siyonistler dışında herkesi üye kabul edeceğini bildiriyordu. Basın ve kamuoyu MNP’nin İslamcı yönüne dikkat çekiyor ve Partiyi “siyasal yollarla İslamiyetin destekleyicisi bir parti” olarak nitelendiriyordu. Parti kuruluş kongresini 8 Şubat 1970’de Ankarada tekbir sesleri arasında gerçekleştirdi.Ancak Erbakan'ın kurduğu ilk partinin ömrü kısa oldu ve 20 Mayıs 1971'de kapatıldı.

O dönemde solcuların en aktif militanı Deniz Gezmiş ve arkadaşları idam edilmiş,mahir çayan mardin kızılderede çatışmada öldürülürken sol devrimciler gelecek diye milliyetçi ve mukeddasatçılar karşı cephe oluşturmuş halk kutuplara ayrılmıştı.İşte bu dönemde Erbakan ciddi bir hamle yaparak islami söylemle 11 Ekim 1972'de ise yeni bir partinin kurucusuydu. Bu kez Mili Nizam gitmiş, Millî Selamet gelmişti.
Necmeddin Erbakan’ın liderliğindeki bu yeni siyasi çizgi, sunduğu ekonomik programla da yeni şeyler söylemekle beraber daha çok ideolojik yönüyle dikkat çekiyor ve daha çok bu yönüyle tepki görüp, bu yönüyle kitleleri etkiliyordu. Bu yeni siyasal hareket, resmi ideolojiyi yansıtan diğer partilerden söylemi ve programı itibariyle özellikle iki noktada ayrılıyordu: Birincisi, yönünü batıya dönmüş ve batıya endeksli bir politika yerine milli ve manevi değerleri esas alan batının dayatmalarına muhalif bir politika; ikincisi, sosyal sıkıntıların çözümünde ekonomik planlamalarla birlikte ahlaki ve manevi kalkınmaya öncelik veren bir parti programı.

Msp,islami gençliğinde o dönemde yakın temas kurduğu bir hareket halini alır.İslami gençlik o dönemde ihvanın kitaplarıylatanışır ve yönlerini artık Mısıra çevirirler.Hasan El benna'nın risaleleri okumaların başında gelir.Seyyid Kutup'u yeni duyan gençlik islami hareket ve red mantığını çözmeye çalışırlar..Akıncıların Msp yakınlığı Konya'da düzenlenen Kudüs mitingiyle son bulur.Zira o miting 500.000 kişiyi bulmuş askeri sıkıyönetim olaya el koymuştu.Çünkü atılan sloganlar söylenen marşlar,yakılan bayraklar tamamen düzenin tepkisini çekmişti.İran islam devrimi olmuş ,Afganistan'da öğrenciler dağa çıkmış ve cihad hareketi başlatmışlardı.Düzen kendi koltuğunun sallandığını anlayınca 12 eylül 1980 'de darbe gerçekleştirmiştir.

6 Eylül Konya Kudüs'ü Kurtarma Mitingi

1980 yılı içerisinde İsrail Kudüs'ü başkent olarak ilan ediyor. Dünya kamuoyunun ve bilhassa İslam aleminin tel'in ettiği, Yahudilerin Kudüs'ü başkent yapma hadisesinin tel'in ve protesto maksadıyla bir miting yapılmasına ve bu mitingin de 6 Eylül tarihinde Konya'da yapılmasına Erbakan'ın partisi MSP tarafından karar veriliyor.
Konunun uluslararası boyutları da göz önünde tutularak özellikle İslam aleminin büyükelçileri ve diğer yetkilileri de mitinge davet ediliyor. Demirel hükümetinin İsrail'in bu icraatına karşı hiç bir tavır almamasına rağmen Konya mitingine yüzbini aşkın insan katılıyor.
Miting için bütün tedbirler alınmasına rağmen bazı hoş olmayan olaylar meydana geliyor.

Bu hadiseler şunlardır:
1- Bazı kimseler acaip kıyafetlere bürünmüş,
2- Bazı kimseler eski türkçe harflerle levhalar taşımış
3- Bazı kimseler, turistik amaçla süs eşyası diye Konya'da herkese satılan iri taneli tahta teşbihleri boyunlarına takmış,
4- Miting başlangıcında arka tarafta küçük bir topluluk İstiklâl Marşı söylenirken oturmuş... Bu durum karşısında Erbakan mikrofonu spikerin elinden alarak kendisi bizzat yüksek sesle İstiklal Marşı'nı söylemiş ve söyletmeye çalışmıştır.
Bütün alınan tedbirlere rağmen daha ziyade illegal örgütlerin, belki de 12 Eylül'e gerekçe hazırlamak isteyenlerin tahrikleriyle bazı nizam dışı görüntüler ortaya çıkmıştır. Ancak bu görüntüler ileride Erbakan ve arkadaşları hakkında sıkıyönetim mahkemelerinde açılacak davalarda mesned ve delil olarak kullanılmıştır.

KONYA MİTİNGİ İLE İLGİLİ ERBAKAN NE DİYOR?

"Konya Mitingini MSP olarak biz yapmadık. Bütün partilerin sahip çıkması için bir tertip heyeti düzenlendi ve önemine binaen, bütün partileri ve liderleri davet etti.
Devrin İçişleri Bakanı MSP Genel Sekreteri Oğuz-han Asiltürk'ün arayarak, İçişleri Bakanlığı istihbarat birimlerine mitingde provakasyonlar ve sabotajlar olacağına dair haberler geldiğini, bu durumu bildirme ihtiyacını duyduğunu söylemiş ve "mitinge " iştirak edip etmemeyi bir kere daha değerlendirmemizi" talep etmiştir.
Asiltürk, konunun Milli bir mesele olduğunu bu sabotaj ve provokasyonları önlemeye Devletin gücünün yeteceğini ifade etmiş ve mitinge iştirak edeceğimizi, İçişleri Bakanlığı olarak "tedbir" alınmasını istemiştir,
Konya Valisi yürüyüş başlamadan önce hem kılık kıyafet hem de silah bakımından bütün korteji aratmadan yürüyüşe izin vermiyeceğini ifade etmiştir.
Bütün tedbirlere rağmen, mitingdeki olayları yapanlar, herhalde bugünlerde isminden çok bahsedilen gizli örgütler olmalı ki, kendilerine mani olunamadı ve istediklerini yapabildiler."

Prof. Dr. Necmettin Erbakan

Kardeşler bubölümleri almak zorundayım.Çünkü bugün islami çalışmalarda hizmet eden hareket öncüleri o dönemin gençliğiydi.sezai Karakoç,Necip fazıl Kısaküreğin Büyük ortadoğu hareketine değinmeden ihtilal sonrasına geçiyoruz kardeşler..